Okul Telefona 1 Ay El Koyabilir Mi? Bir Genç Yetişkinin Bakış Açısı
Şu an bu yazıyı okurken, belki sen de telefonuna bakmak istiyorsun, değil mi? Sosyal medya bildirimlerini kontrol etmek, WhatsApp’tan gelen mesajlara cevap vermek… Bu yüzden de, okulun telefonunu alması kararına hiç de sıcak bakmadığını tahmin ediyorum. Evet, okullar bazı kurallar koyabilir ama telefonu bir ay boyunca el koymak? Hadi ama!
Okulun El Koyma Hakkı Var Mı?
Bir okul, öğrencilerin dersleri ve okul içindeki odaklanmalarını sağlamak için kurallar koyabilir, buna diyecek bir şeyim yok. Fakat 1 ay boyunca telefonlarına el koymak, bence okulların sınırları zorladığı bir noktaya geliyor. Öğrenciler, bir aletin ve teknolojiyle olan etkileşimlerinin de bir parçası haline gelmişken, onlardan bu kadar uzun süre telefonlarını almak, günümüzün dijital çağında bayağı bir sorumsuzca bir yaklaşım gibi geliyor.
İlk başta düşündüğümde, okulun amacı belki de öğrencilerin derslerine odaklanmalarını sağlamak. Ama bu kısıtlama ne kadar mantıklı? 2023’teyiz! Akıllı telefonlar, sadece sosyal medya değil, aynı zamanda araştırmalar, dijital öğrenme araçları ve birçok eğitimsel uygulama için de kullanılıyor. Bu kadar hayatımızın içinde bir teknolojiyi sadece “dikkat dağıtıcı” olarak görmek ne kadar doğru?
Evet, öğrenciler sosyal medya bağımlısı olabilir, ama okulun bunu kendi başına bir cezaya dönüştürmesi, “güvenli alan” yaratma adına bu kadar ileri gitmesi, bir noktada eğitim kurumunun sınırlarını aşmaya başlıyor. Bu durum, aslında bir tür bireysel özgürlük ihlali gibi de algılanabilir.
Güçlü Yönler: Dikkat Dağılmasın, Eğitimi Bozmasın
Bununla birlikte, okulun telefonlara el koyma kararının savunulabilecek bazı noktaları da var. Bu uygulamanın ardında, eğitimde verimlilik sağlamak ve öğrencilerin dikkatini dağıtan unsurları ortadan kaldırmak gibi bir niyet yatıyor. Teknolojik cihazların, öğrenciler arasındaki sosyal etkileşimi sınırlaması, ders sırasında odaklanma eksikliklerine yol açması bir gerçek. Belki de telefonlar gerçekten de dikkat dağılmasına yol açıyor. Kimse o derste kimseye yazılı olarak bilgi vermezken, Twitter’da “trend” olan bir konuyu takip etmenin cazibesine karşı durmak zor.
Özellikle gençlerin sürekli telefonlarına bakma alışkanlıkları göz önüne alındığında, okullar bazen bu tarz kararlar alarak öğrencilerin sosyal medya ve teknolojinin olumsuz etkilerinden korunmalarını istiyor olabilir. Yani, bu kısıtlama, öğrencinin bireysel gelişimi adına “iyi niyetli” bir girişim olarak da yorumlanabilir.
Bunu yaparak okul, öğrencinin zihinsel sağlığını, konsantrasyonunu ve derslerdeki başarısını arttırmayı hedefliyor olabilir. Ama… Bu bir ay boyunca öğrencilerin sosyal bağlarını koparmak, okulların ne kadar yerinde bir çözüm ürettiği konusunda ciddi soru işaretleri doğuruyor.
Zayıf Yönler: Eğitimi Gerçekten Bu Kadar Kısıtlamak Gerekli Mi?
Şimdi biraz da bu kararın zayıf noktalarına bakalım. 1 ay boyunca telefonlara el koymak, eğitimin ne kadar çağın gerisinde kaldığını açıkça gösteriyor. Bir aletin elinden alınması, sadece fiziksel olarak bir eşyayı almanın ötesine geçiyor. Öğrencilerin “bağımsızlıkları” ve “sosyal hayatları” üzerinde de kısıtlamaya gidiyor. Hele de bu sınıf içinde sosyal medya kullanımının “dışlanma” gibi olgulara yol açtığı bir dönemde. Çocuklar okula geldiğinde, birbirlerine sosyal medya üzerinden bağlanmışlardır, arkadaşlıkları oradan pekişir. Okul bu tarz kısıtlamalarla bu bağları kesmek istiyor ama bu, bir öğrencinin “gerçek dünyada” iletişim becerilerinin gelişmesine engel mi oluyor?
Bir diğer konu ise okulun, öğrenciye bir “birey” olarak nasıl davrandığına dair. Birey, kendi kararlarını alabilmeli, teknolojiyi doğru kullanabilmeli. Bir ay telefon yasağıyla “iyi bir öğrenci” yetiştirmek yerine, öğrencilerin kendilerini nasıl yöneteceğini öğrenmelerini sağlamak bence çok daha kıymetli. Yani okul, öğrencilerini disipline etmek adına çok sert ve kısa vadeli çözümler mi üretiyor? Yoksa gençlerin dijital dünyayı nasıl daha sağlıklı kullanacaklarına dair uzun vadeli eğitimler veriyor mu?
Okul, Teknolojiyi “Kötü” Gösteriyor
Bence bu kadar sert bir yaklaşım, okulların dijital teknolojilere karşı hala olumsuz bir tutum sergilediğini gösteriyor. Hâlâ “tek düze” eğitim metotlarıyla öğrencilere bir şeyler öğretmeye çalışıyorlar. Bu da bir yerde teknolojiyle barışık olmayan, “geleneksel” bir eğitim anlayışını devam ettirmek anlamına geliyor. Teknoloji sadece eğlence aracı ya da zaman öldürme aracı değil. Eğitimde nasıl kullanılacağı hakkında yapılacak farkındalık artırıcı çalışmalar bence çok daha verimli olurdu.
Okul, dijital dünyaya olan bu korkusunu öğrencilerin önünde “büyük bir yasak” koyarak mı gösteriyor? Bir aletin öğrenciyi ne kadar etkileyebileceğini sorgulamak bence öğretmenlerin, yöneticilerin gözden kaçırdığı bir konu. Bunu bir engel, bir “yasak” olarak değil, tam tersine öğrenmenin, keşfetmenin, araştırmanın yeni yolları olarak görmeyi başarmalıyız.
Sonuç: El Koymanın Maliyeti Ne Olur?
Sonuç olarak, okulun telefona 1 ay el koyma kararı bana göre daha çok kısa vadeli ve verimsiz bir çözüm gibi duruyor. Bu gibi cezalar, öğrencinin bir konuda sınıfta kalmasından ya da derse odaklanamamasından çok daha derin sorunlara işaret ediyor olabilir. Belki de yapılması gereken şey, öğrencilerin teknolojiyle daha bilinçli bir şekilde ilişki kurmalarını sağlamak, onlara denetimli özgürlükler sunmak. Teknolojiyi suçlamak yerine, ona nasıl yön vereceklerini öğretmek çok daha etkili olurdu.
Okullar, öğrencilere bilgi ve becerileri kazandırmalı; ancak bunun için günümüzün koşullarına uyum sağlamak ve yeni çözüm yolları geliştirmek gerek. Bireylerin özgürlüklerini sınırlandırarak değil, onları dijital dünyada daha akıllıca ve verimli kullanmaya teşvik ederek.
Belki de okul telefon yasağını kaldırmalı ve öğrencilere dijital dünyanın nasıl keşfedileceği, nasıl kullanılması gerektiği hakkında rehberlik etmelidir. Çünkü belki de esas mesele, telefonun elinden alınmasından çok, onu doğru bir şekilde kullanmayı öğrenmeleridir.